Baksı Müzesi > Bizden Haberler > Hüsamettin Koçan’ın BENBU sergisi CerModern’de

Hüsamettin Koçan’ın BENBU sergisi CerModern’de

Hüsamettin Koçan’ın 10 Mart – 29 Nisan 2026 tarihleri arasında Ankara’da CerModern’de gerçekleşecek “Ben Bu” adlı sergisi, izleyiciyi, sanatçının içsel diyaloğuna tanıklık etmeye çağırıyor.

“Ben Bu”, Koçan’ın kendisiyle hesaplaşmasının ve kendi varlığını sorgulamasının sergiye dönüşmüş hâlidir. Bu başlık, dışarıya verilmiş bir mesajdan çok, sanatçının kendi içinde açtığı bir tartışma alanını işaret eder. Sergi, izleyiciyi bir sanatçının içsel diyaloğuna tanıklık etmeye davet ederken, aynı zamanda sanatın mekânla, tarih ile ve üretim biçimleriyle kurduğu ilişkiyi yeniden düşünmeye çağırıyor.

Koçan’ın sanatını anlamak için, onun en kapsamlı yapıtı olarak görülebilecek Baksı Müzesi’ne bakmak gerekir. Neden bir dağın başında, neden merkezden uzakta, neden yerleşik örneklerin dışında ve neden alışıldık mimari yaklaşımlar olmadan? Bu sorular, yalnızca bir müze yapısına değil, bir düşünme biçimine işaret eder.

Baksı’nın kuruluş sürecinde yerelin insan ölçeğinde değişen hikâyesi belirleyici oldu. Köy odalarının hiyerarşisinde başköşeye televizyonun yerleşmesi, yaşlıların söz hakkını yitirmesi ve gençlerin gelecek arayışı, bu dönüşümün sembolleridir. Koçan, sorun çözme yönteminin merkezine insanı koyar. Bu insan, yerini kaybetmiş yaşlı ile yönünü arayan genç arasında salınır. Geçmiş ile gelecek arasında kurulan bu “ikiz model”, Baksı’nın düşünsel omurgasını oluşturur.
Göç, gurbet ve kültürel yabancılaşma, bu omurganın doğal uzantılarıdır. Üretim, geleneği önemseyen ama çağın hayalleriyle temas eden bir bütünlük içinde ele alınır. Doğal zenginlikler ve yerel hafıza, çağdaş sanatın diliyle yeniden kurulur. Bu nedenle Baksı, sanatçının yalnızca bir kurumu değil, başyapıtı olarak görülebilir.

Koçan, çevreyi kendi mekânı kabul eder; “nehri sanatla yıkar”, “Akarsu Üstünde Konuşmalar” düzenler, kıraçta heykel etkinlikleriyle doğayı üretimin sahnesine dönüştürür. Atölye çalışmalarını dış mekânla buluşturan “Ütopya Etkinlikleri” ile bu yaklaşımını sürdürür. Aynı çizgi, Anadolu’nun farklı mekânlarına taşınan sergilerle genişler; tarihsel ve mekânsal bağlamlar çağdaş sanatın diliyle yeniden yorumlanır.

Bu sergi, Koçan’ın yolculuğunun bir durağıdır. Yapıtların bir bölümü Baksı’dan, bir bölümü ise İstanbul’daki atölyesinden gelmiştir. Bu yönüyle sergi, bir hasret kavuşmasıdır. Eserler, doğum tarihinin ötesine uzanarak Şamanizm’den Selçuklu ve Osmanlı dönemine kadar farklı kültürel katmanlara temas eder. Zamanlar ve teknikler bir araya gelir; geçmiş ile bugün arasında çok katmanlı bir dil kurulur.

Koçan’ın sanatında teknik, sabit bir kimlik değildir; ele alınan konuya ve döneme göre biçim değiştirir. Toprak, boya ile birleşir; tuvalle yüzleşir. Camaltı resimlerdeki kırılganlık, silikon malzemede kırılmayan bir geçirgenliğe dönüşür. Dijital baskılar, kitsch öğeler ve düz kâğıt yüzeyler Anadolu bozkırının renkleriyle yeniden anlam kazanır.

Heykellerde seramik ve metal, demonlara ve Şahmaran figürlerine beden olur. Mitolojik ve kültürel imgeler çağdaş bir temsil alanında yeniden varlık bulur.

“Ben Bu”, çoklu bir dilin mihenk taşında, farklı kültür zamanlarında insanın temsilini sunar. Sanatçı, tarihin tozlu sayfalarından bugüne seslenirken izleyiciye şu soruyu yöneltir:
Sen bu musun?